***aZaDGüLü***
...................................
Gece büyür hayatın yorgunluğu çöker insanın üstüne.
Bazı geceler sanki daha da uzar.
Varmaz sabaha...
Hep bir ateş yanar, hep bir yürek.
Hep yarım kalmış bir sevda vardır...
Sevdanın yarısı hep diğer yarısına ağlar.
Yaşanmamışlara yanar.
Azalıyorsam sebepsiz değil...
Bir külün hikâyesidir bu.
Yanmayı başarmış
Mutlu bir gönlün hikâyesi.
(Ahmet Selim)

• Ana Sayfa
• Azadgulu Kimdir?
• Gül Kutusu
• E-MaiL


SoN YaZıLaRıM
• Aşk !
• Bu şehir...
• Ey İstanbul !
• hayat .....
• Adım : AYRILIK
• Derinlerimdesin...
• Suskunluğumun sebebi ....
• o zaman ...
• Kavak yelleri...
• Kul oldum...Kül oldum... Gül oldum...
• Dua...Dua...Dua...
• Aşk...
• Ve ağlamaktan korkma gözüm!
• Çaydanlık ve Bardak
• TeVaZu...
• Hep aynı şey....
• Özlemim bitmez...
• bir cümle yeter bazen ....
• Ara.....
• Zamanı geldi...
• Sen iste is-te-dik-çe....
• Kahve içelim buyrun :)
• Filistin ... :( ( م’ )
• "Sen"im...
• Mola zamanı :)


KaTeGoRiLeRiM
*4' lük*alıntıdırarayışazadgülü e-kartazadgülü'nden duaazadgülü'nün kalemindenAşksız Yüreğimize Elveda...bence okuyun!bilgimiz olsundinimiz İslamduygu treniebe sobehasretlikhayat bu...Hz.Muhammed (sav)kocaman bir yalnızlıksessiz yüreğimsevgi dünyamsözün kalbi duadırsükut-u hüzünteslimiyetyürek susar,notalar konuşur

|
|
|
23/2/2009 - Aşk...

....
Sevgili,ona doğru koştukça uzaklaşmaz,uzaklaştıkça büyümezse aşık olmaya değer mi?
Aşıklar güneş doğarken gözyaşı dökerler... Sabır,tevekkül ve teslimiyet içinde...Sabır kavuşamamanın verdiği acı için...Tevekkül sevgilinin verdiği acılara karşı...Teslimiyet, Ben seninim diyen duyguların verdiği hal... Yanaklardan damla damla süzülen yaşlar kavrulan ruha serinlik verir... Sonra dua... Eller Sevgiliye açılır,Sevgiliye kavuşmak için... Zaman çarkının hızı kesilir... Sessiz bir dinleyişe geçer Kainat... Sessiz bir yalvarışa şahit olur güneş...
Aşkı tarif etmek çok zor... Çünkü aşk kimini veli eder... Kimini de deli...
Servi ağaçlarının altında kaç aşık yatıyor? Bilinmez... Lakin ölüm gelecektir... Belki de bu satıları okurken... YA KAVUŞTURMAK İÇİN... YA DA AYIRMAK İÇİN... Neyse... Belki ben anlatamadım...Ama anlatanlar var...Mesela Yunus: ÖLÜRSE TEN ÖLÜR,AŞIKLAR ÖLESİ DEĞİL... Veya Nedim: YOK BU ŞEHR İÇRE SENİN VASFETTİĞİN DİLBER NEDİM, BİR PERİ SURET GÖRÜNMÜŞ,BİR HAYAL OLMUŞ SANA...
.......Murat Başaran .....
|
Düşünceleriniz (6) :: Düşünceniz Önemli :: Bağlantı
|
30/11/2008 - Sona geldim...Sana...

Sende yeryüzüdür gölge bulan, Ey suların sonsuzluğu , Bakışlarım demir atsın gözlerinin limanına ... Fırtınalar yorgunu yüreğim sana . Bütün sabahlarım sesinde ağarsın ! Keder tırmanmasın bir daha yüzüme bir daha sarmaşık gibi... Sona geldim ....Sana... Sussun sevda...Çözmesin kendini bizden. Sularca gülüşelim. Yüreğin alıkoysun gitmelerimi. Sana geldim ...Sona...
(alıntıdır)
|
Düşünceleriniz (2) :: Düşünceniz Önemli :: Bağlantı
|
7/10/2008 - Bir aşk hikayesi...
 Aşk... Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini... Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir... 'Aşk önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün... İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek. Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap... Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar. Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane 'hakkal yakin' biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum... Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek... (alıntıdır)
|
Düşünceleriniz (4) :: Düşünceniz Önemli :: Bağlantı
|
|
|
|