...................................
Gece büyür hayatın yorgunluğu çöker insanın üstüne.
Bazı geceler sanki daha da uzar.
Varmaz sabaha...
Hep bir ateş yanar, hep bir yürek.
Hep yarım kalmış bir sevda vardır...
Sevdanın yarısı hep diğer yarısına ağlar.
Yaşanmamışlara yanar.
Azalıyorsam sebepsiz değil...
Bir külün hikâyesidir bu.
Yanmayı başarmış
Mutlu bir gönlün hikâyesi.
(Ahmet Selim)
İSRA 80
“Ey Rabbim, [girişeceğim her işe] doğruluk ve içtenlik üzere girmemi; [bırakacağım her işten de] doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla; ve bana katından destekleyici bir güç tutmak bahşet!”
Blog Tasarım AZADGÜLÜ Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
Huzuru bulan herkesin dilindesin… Seni sevenler korkmaz karanlıktan…
Benimse, Sana adanan ömürlerin yanında söner içim… Onlar mutluluktan coşarken ben sadece izlerim.
Küçülürüm, ezilirim Sana olan muhabbetlerinin yanında… Aynalara bakamam; sensiz geçen günlerimin hesabından korkarım.
Özenirim, Seninle başlayan cümlelere… Gıbta ederim, Sana yakın olan ruhlara... Utanır bedenim insanlığından… Niçin bu dünyada nefes aldığını unutmuş her “çaresizin” rolünü ben üstlenirim? Üzerime sıçrayan her bir günah; sıyrılıverir kirlerinden ve suç yine bana kalır. Çünkü Sana olan ilgisizliğimdir, her birinin sebebi…
Sende aramadıklarımı, yanlış olan her şeyde bulduğumu sandığımdandır başıma gelen hüzün günleri…
Yaprakların dalından kopmasını, fırtınaların beni şiddetle sarsmasını mevsimlere bağladım… Ve güneş de beni terk edince, Sensizliğimin aslında kimsesizliğim olduğunu anladım.
Yüreğimde, Sana lâyık olmayan makamında, sessizce kapına gelmemi beklerken, ben hatalarıma giden yollarda sahte gülücüklere sevindim. Buruk hasretim, Sana kavuşmayı beklerken, ben başkalarıyla tanıştırdım onu… Başka yüzlerde aradım, Sana adanan güzelliği…
Bir boş tesellim vardı; dünya… Kayıp giden zamanın acısını omuzlarıma yükleyerek bende bıraktığı izleri görmeyen bir kalbim vardı. Nerede, ne için var olduğumu aklıma getirmeyen bu sinsi dünya telâşesi, yorgun gözlerimden okunurken, sen yoktun hislerimde... Seninle olanlar kopkoyu karanlıkta koşarak ilerlerken, ben puslu penceremden sabah olmasını beklerdim. Sana olan muhabbetleri bir nûr hediye ederdi onlara, bense içi boş ambalaj kâğıtlarında arardım sevincimi…
Evet, bir şeyler eksik, ama ben hâlâ bu dünyada varım, ayaktayım diyordum.
Vicdan azabımın sesini kısarak haykırıyordum içime bu sözleri... Ama nâfileydi… Bir yanım “Sen” diye ağlıyordu ve Seni yaratan her ân izliyordu benim zavallılığımı…
Sanki bana uzaktın…
Ama derinlerimde Sana sakladığım, kimseyle paylaşamadığım sevgin vardı.
Sen derinlerimdeydin. İçimde bir yerde Sana gelmemi bekliyordun. Yüzsüzlüğümü de yanıma alıp geldiğim kapında her şeye rağmen bana tebessüm ediyordun. Biliyordun bir gün Sana döneceğimi, biliyordun fıtratımdaki varlığını… Ve Sen adına yakışır şekilde ağırlıyordun… Kapında bekletmeden buyur ettiğin ân içimde büyüyordu gün geçtikçe… Ve gözyaşlarım Sana yol alırken Sen varlığınla beni ben yapıyordun.
Ve anladım ki, Peygamberim olduğun içindi bu merhametin… Çünkü Sen, Allâh’ın sevgilisisin, âlemlere rahmetsin… Benimse her şeyim.
Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim Mesafelerden usandım ya Resülallah Sana sesleniyorum Âlemlere rahmetsin Seslenince yanımdasın Buradasın Günahkârım Ama sen günahkârların umudusun Temizle beni ya Resülallah! Temizle beni ya Resülallah!
Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi. Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiyeye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu Muhammed Nebi Doğanay bugün ortaokuldayken kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları.. Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifade edemez. Allah bize de bu kardeşimiz gibi Resulullah sevgisi nasip etsin. Amin.
" Bir seni günesim, bir babami, bir de terliklerimi birakmistim geldigim yerde. Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi acmistim. Dogdugum hastane senin ravzanin hemen yanibasinda oldugu icin duydugum ilk koku senin bahcenin gül kokulari olmus. Babam gelip daha kulagima ezen okumadan kulaklarim senin mescidinin ezan sesleriyle sereflenmis. Kirk günlük oldugumda ilk ziyaretimi senin hane-i saadetine yapmisim. Ilk adimlarimi senin Ravzan'daki mermerlerde atmis ve Rabb'imle ilk bulusmami, ilk secdemi senin mescidinde yapmisim. Hemen hemen yaptigim her ilkte sen varsin. Daha konusmayi ögrenmeden seni sevmeyi ögrendim ben. Belki seni cok tanimazdim ama sanki bana cok cok yakinmissin gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelisimizde seni görmesek bile senin varligini hisseder, evinden her ayrilisimizda hüzünlenirdik. Cocuklar evde bunalinca babalari parklara, eglence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine'de yasadigimiz sürece babamizdan bizi parka götürmesini hic istemedik. Medine'de hicbir cocuk bunalmazdi. Cünkü orada hicbiryerde olmayan bir gül bahcesi ve o bahcenin biricik efendisi vardi. Bizim vaktimizin cogu o bahcede gecerdi. Senin bahcenin mermerlerine ayakkabi ile basamazdik. Yalinayak dolasirdik mermerlerin üstünde. Kimbilir korkardik belkide bahcenin güllerine basivermekten. Yazin mermerler ayaklarimizi yakardi. Olsun, bu da bizim hosumuza giderdi. Babama sormustum bir keresinde: - Babacigim, neden Medine bu kadar sicak diye. Babam da: - Evladim, Medine'de iki tane günes varda ondan derdi. - Nasil olur babacigim, günes birtane degilmi? derdim. Babam da gülerek: - Bak yavrum, dogru, bütün dünyayi isitan bir tane günes var, ama bir de alemleri isitan ve aydinlatan bir günes var. O günes de Medine'de olunca sicaklik iki kat oluyor. Babamin bu cevabi hosuma giderdi ve isinirdim. Gercekten de ayaklarimizi mermerler isitiyordu, ama senin günesinde senin sicakliginda icimizi isitiyordu. Medine'den ayrildigimizdan beri belki ayaklarimiz isiniyor ama icimiz birtürlü isinamiyor. Cünkü günesimizin en büyügünü orada birakmistik. O'nun evine bahcesine gidemiyordum artik. Gerci isigi ta buralarda bizi aydinlatiyordu ama icimi sitmasi icin O'nun Ravzasinda yalinayak kosmam lazimdi. Evet, bahcesinde yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okurki Medine müezzini ezani, sanki Bilal-i Habesi okuyor sanirsiniz. Namaz kilmak icin mescide kostururduk bilir bilmez. Babamin yaninda namaz kilardik. Büyük sütunlarin altindan gelen soguk havadan saclarimizi savurturduk. Zemzem bardaklarindan güller yapardik. Namaz kilarken yanimiza usulca bir kedi sokulurdu. Babam "incitmeyin sakin, onlar Ebu Hureyre'nin kedileri derdi. Biz de inanirdik. Senin mescidine kedilerde gireilirdi. Sen cok iyi bir ev sahibiydin cünkü. Carsamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin cok sevdigin amcani ziyaret etmeye. O bizim de amcamizdi. Kardeslerimle Ayneyn (Okcular) tepesine cikar ordan Uhud'da yatan yetmis sehide selam verirdik. Uhud dagina her baktigimizda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud da senin Ravza'nin kokusu gibi gül kokardi. Orasida ayri bir gül bahcesi idi sanki. Iste benim yedi senem ki, en degerli en güzel yillarim senin köyünde, senin gül bahcende, senin savastigin yerlerde, sanki yanimda sen varmissin gibi seninle dopdolu gecti. Seni görmesem bile seninle yasamaya o kadar alismistimki, senin yanindan ayrilirken sanki bir yanim, bir canim, bir parcam orada kalmisti. Buralar bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanina kosar gelirim ama büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sirf senin yanina gelebilmek icin büyümek istiyorum. Senin yanina geldigim zaman büyümüs bile olsam bahcendeki mermerlerde yalinayak dolasacagim. Ta ki günesin icimi isitana kadar. Senin hasretinden icim üsüyor. Belki hasrttin herkesi yakar ama beni de üsütüyor iste. Cünkü benim ruhum dogdugumdan beri senin sevginle isinmaya aliskin. Babam senin köyünde kalmisti. Biz babamin cenazesini gömerken abimin terlikleri babamin kabrine düstü ve orada kaldi. Ben o terlikleri cok kiskandim. Cünkü abimin terlikleri hep babamla kalacakti. Babami son ziyaret edisimizde ben de kimse görmeden terligimi babamin kabri üstüne gömüverdim. Iste simdi benim terligim de hep babamla kalacakti. Evet demistimya, bir günesimi, bir babami, bir de terliklerimi biraktim geride. Babam ve terliklerim hep oradaydi, gelemezlerdi. Ama günesim hep yanimizdaydi. Yetimlerin efendisi yetimleri hic isiksiz birakirmi? Dünyanin bir ucuna gitsek bizi birakmayacagini biliyordum. Gözümüz gönlümüz seninle aydinlanir efendim. Ruhumuz, icimiz sicakliginla isinir. Birgün sana gelisim gec bile olsa bana, bana gül bahcesinin mermerlerinde yalin ayak kosmak nasip et. Ta ki askinla, sevginle bütün bedenim yanip kavrulsun. Terliklerimi biraktigim o güzel mabed son duragim olsun."
Konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için kızmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi, intikam almazdı.
Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
Kimseyle çekişmezdi.
Çok konuşmazdı.
Boş şeylerle uğraşmazdı.
Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz ve ayıplamazdı.
Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Konuşurken çevresindekileri kuşatırdı.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı.
Adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi.
Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Dostlarına şöyle derdi: Dünyada garip bir kimse, yahut bir yolcu gibi ol. Her zaman hüzünlü, fakat mütebessim bir haletle dururdu. Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilmezdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı. Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi. Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.
Sıradan değildi. Ama sıradan insanlar gibi yaşardı.
Can yakan gözlerini bak görmeye geldim Abu hayat sözlerinde gül olup yeşermeye geldim Ben bu aciz gönlümle sana tamam olmaya geldim Şeyda bülbüller gibi gül dalına konmaya geldim
Yanar içim senden öteye yer yok Yanar sözlerim bakamam gözlerine Canımdan başka servetim yokken Canımdan geçmeye geldim Kabul et nolur ey sultanım Aşkınla yanmaya geldim
Dağ taş toprak iken umman olmaya geldim Aşksız biçareyken kendimi bulmaya geldim Yalanı beklerken gerçeği görmeye geldim Yaşayan bir ölüyken gönlünde doğmaya geldim