21/7/2007 - Hüzün Güzeldir....

Bazı şeylerin belli bir açıklaması yoktur, belli bir târifi… Efrâdını câmî, ağyârını mânî bir açıklaması, belli bir târifi yapılması için uzun ve çeşitli sözler, sayısız zamanlar ve insanlar gerekli… Sevmek üzerine yazmaya başlarken böyle demiştim, hüzün üzerine yazmaya başlarken de böyle diyorum; çünkü bu ikisi, yani sevmek ve hüzün illâki yan yana durur, ardarda gelir. Hüzün, sevmenin tadı-tuzu olur; sevmek, hüznün direği, suyu, havası… Evet, hüznün de çeşitli târiflerini yaptı hayat bana… Ama sevmek gibi başkalarının anlam kattığı târifler değildi bunlar, ben kendim, bir gece içimde buluyordum, gül kokulu bir mendil gibi, taptaze bir çiçek gibi… Mânâsı bana açık semboller oldu bu yüzden hüzne dair sözlerim… Ehl-i hüzne bergüzârım olsun. * * * Hüzün... H, yorgun he... Ü... İncecik bir dehliz, ucu en derinimize inen. Hüzün, z ve ü, h ve n; Allâh’ın yaratma harikalarından biridir bu kelime… Bir hâl, bu kadar güzel arz edilir harflerle ve bu kadar güzel setredilir seslerle. Bu kadar mezc olur bir kelimede mânâ ile madde, beden ile ruh… “Hüzün” denince akla “gam” gelir, hüzün değildir. Gam ağırdır, koyudur. Hüzün ince ve nârin yanını temsil edemez. “Üzüntü” gelir, geçicidir, ucuzdur; hüznün asîl ve paha biçilmez oluşuna yakışmaz… “Sıkıntı” denir, hüznün rengârenk atlasında pek soluk kalır bu. Evet, hüzün hem gam, keder, üzüntü, sıkıntı, endişe, vehim, korku ve nihayet suskunluktur, hem de hıçkırıktır, haykırıştır, sorgudur, yargıdır, umuttur incecikten ve nihayet fısıltıdır, gözyaşıdır. Hüzün biraz isyandır, biraz rıza; biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak... Hüznü ellerinde oyuncak ederse insan, başına taç etmek varken; yazık olmuş demektir hüzne ve insana. Keder denilse, keder lâubâlîdir, yapışkandır, yüzsüzdür; ama hüzün, dedim ya, asildir, peygamber soyludur, mübârek bir taçtır ki, ancak sahibinin başına tam olur. Beyaz papatyadan değil, ay ışığından örülmüştür. Bu yüzden sarartır insanın benzini, gözlerinin altı kararır bu yüzden. Yıpratır bazen, bolca gözyaşı döktürür, saçlarına ak düşürür; ay ışığındandır o.. 
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir Gönlümün kıyısına vurur… Aşınan kayalar gibi ruhum Suskun, yorgun, öylece durur… Islak kumlara yazılmış hikâyeler Ummana karışır, silinir yavaş yavaş… Her dalga ömrümden bir şeyler koparır… Ağır ağır sönen gönlüm, sakin koyları özler; Son kum tanesini alana kadar… Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir, Son kum tanesini alana kadar… 
“Hüzün ki, en çok yakışandır bize” demişti Hilmi Yavuz ve bu, beni vurmuştu o zamanlar. Üzerinden uzun zamanlar geçti. Uzun acılar, ağır hüzünler… Şimdi öğrendim ki: “Aşırı üzüntü, şeytandandır.” demiş Hak dostu… Bu şarkıyı böyle okuyalım şimdi: Hüzün, bazı zamanlar kalbe öyle bir doluyor ki, ruhu aşındırıyor, yoruyor ve susturuyor. O hüzün denizinde kaybolup gidiyor bütün hayallerimiz. Hüznün her dalgası, insanın dayanma ve mücadele etme kapasitesini azaltıyor. Bu hengâmede gönül ağır ağır sönüyor… Hüzün zordur. Yine de hüznün uçurumu yeistir, umutsuzluktur, karamsarlıktır. Üzülmekten gevşemeye açılan bir kapı vardır ve kırkıncı kapı filan da değildir, en fazla yedinci kapıdır. Burda kırkıncı kapı “inanç”tır. “Onlar o kimselerdir ki, insanlar onlara; «Düşmanlarınız size karşı büyük ordular hazırladı, korkun onlardan!» dedikleri zaman, bu sözler onları korkutmadı, aksine imanlarını artırdı ve bir de üstüne «Allah bizim için yeterli bir koruyucudur ve o ne güzel bir koruyucudur!» dediler.” Hasb kelimesi, sadece kendine yontan bir keser gibi olan insana hakkaniyeti hatırlatır; iyi olan kazansın arkadaşlar der. Allah bizim ihtiyaçlarımızın kâhyası değildir, olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü her noktada Allah bize yeter, yani düşmana karşı hazırlığımızı, elimizden geleni yaparız. Eğer yapmazsak sonucuna katlanırız, her şeye rağmen yenilirsek sabredenlerden oluruz, Allah’ın bir bildiği vardır, orda da O bize yeter. 
Haydi ey kalem, bırak çizgiyi de sese dökelim hüznü, yükseltelim hüznümüzü: “Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım” “Yüreğim parça parça efendim Yüreğim parça parça Yürür üstüme acılar, efendim, yürür üstüme üstüme Asırlar hasretinde, efendim, duâlar dilimizde Sabır yüreğimizde efendim Sabır yüreğimizde…” Hüzün güzeldir. Ayşenur VURAL(Kolayca Terk Ediliyorum.Beni Sevmek Çok zor.) (Şebnem Dergisi)
|